Gönderen Konu: 25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE  (Okunma sayısı 181 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Rovalin

BM genel kurulu 1999 yılında 25 Kasım tarihini Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası mücadele günü ilan etmiştir.

25 kasım 1960 yılında Dominik cumhuriyetinde diktatörlüğe karşı mücadele eden Mirabel kardeşlerin cesedi bir uçurumun dibinde bulunur. Mirabel kardeşlerin askerlerce tecavüz edilerek vahşice
öldürüldüğü ortaya çıkar. Üç kızkardeşin diktatörlüğe karşı verdiği mücadelenin sonucu olarak tecavüze uğrayarak katledilmesi kadına yönelik şiddetin boyutlarını gösteren en önemli sembollerden
olmuştur. Mirabel kardeşlerden birinin kod adının ‘’kelebek’’ oluşu o günden sonra bu üç kız kardeşin dünyada kelebekler adıyla efsaneleşmesine sebep olmuştur.

Ülkemizde geleneksel aile yapısının gün geçtikçe kaybolmasıyla çekirdek aile yapısı önem kazanmaya başlamıştır. Günümüz şartlarında kadının çalışarak aileye katkıda bulunması erkek tarafından ihtiyaç
olarak algılansa da psikolojik alt yapısında baskıda hissetmesine neden olmaktadır. Kimi erkek birey kendini yetersiz hissetmekte ancak maddi desteğe ihtiyacı olduğunu da kabullenmektedir.

Geleneksel aile yapısına göre yetişmiş olan erkek de bu durum yetersizlik hissiyle başetmesine neden olmaktadır. Bu durumu gereksinim olarak görse de iç dünyasında özüyle mücadele veren erkek aynı
zamanda kadının ekonomik özgürlüğünü de kendisi için bir tehdit olarak algılayabilmektedir. Bu duygularını bastıramayan yada doğru ifade edemeyen erkek; çoğu zaman fındık kabuğunu
doldurmayacak şeyler için sözlü yada fiili şiddet uygulamaya yönelik davranışlar sergileyebilmektedir. Ekonomik özgürlüğü olduğunu düşünen kadınsa bu güce sığınarak zaman zaman
erkeği idare etmekte zorlanmakta ve durum boşanmaya varan sonuçlara ulaşmaktadır.

Boşanmayı kabul etmeyen kimi erkek çeşitli yaptırımlarda bulunmaya başlar.İstediği sonuca varamayan erkek  aile içi şiddeti artık dışarıyı da taşıyarak ulaşamadığı kıskandığı yada ayrılığını kabul edemediği eş yada partnerini sokakta alışverişte nerde yakalarsa ne yazıkki katletmektedir. Ülkemizde ve dünyada dayatmaya ve şiddet uygulanmasına karşı gelen hakkını savunan kadına yönelik şiddetin bir çok öreneğini görmekteyiz

Sosyolojik olarak değerlendirdiğimizde şiddetin öğrenebilen bir davranış olduğunu görüyoruz. Öğrenmenin kaynağı ise ailedir. Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde ailede şiddete
şahit olan yada bizzat maruz kalan bireyler bunu yetişkinlik hayatında gerek aile gerekse sosyal yaşama isteyerek yada istemeyerek taşımaktadır.

Şiddet sadece eşler arasında değil çocuklar üzerinde de oldukça yaygın olarak görülmektedir. Yapılan araştırmalar da görülüyorki kişi en çok tanığı güvendiği yakınları tarafından taciz ve tecavüze
uğramaktadır. Özellikle kız çocuklarının bu konuda bilinçlendirilerek kendini koruma noktasında hem aile içerisinde hemde okullarda eğitilmesi öğrencilere bu noktada ciddi eğitimler verilmesi soruna bir
nebzede olsa çözüm sağlayabilecektir.

Şiddetin en yaygın görülen biçimi erkeğin kadına ve çocuğa karşı uyguladığı aile içi şiddettir. Şiddet aile içinde olduğu kadar tüm toplumda farkli boyutlarda karşımıza çıkmaktadır.  Kadının şiddet
karşısındaki çaresizliği sadece bu döneme ait bir durumda değil üstelik tarihe baktığımızda ilk insana kadar ulaşan şiddetin aslında habil ve kabil arasında başladığını görüyoruz.

Tacizin yada şiddetin yaş din ırk kültür düzeyiyle ne yazıkki ilgisi yok. Ailede olması gereken hiyerarşik cinsiyet eşitliği yani saygıyla gelen ayrımcı olmayan cinsiyet eşitliğinin gelecek
için önlem olması düşünülsede tek başına yeterli değildir. Salt bir cinsiyet eşitliğini Türk toplumunun geleneksel yapısına dayatmak sorunları dahada büyütmekte çatışmaları tetiklemektedir.

Peki  hiyerarşik yapıda saygıyı koruyarak eşitliği nasıl sağlarız?

Çocuk yetiştirirken o senin abin o erkek anlayışını yerleştirebiliyorsak o kızkardeşin ve seninle eşit haklara sahip olduğunuda erkek çocuğuna öğretmeliyiz.  Elbetteki kız ve erkek çocuğu doğası gereği farklıdır.

Ancak birinin diğerine üstünlüğü sadece kaba güçte mevcuttur.  Kız çocuklarının daha güçsüz ve korunmaya erkekden daha fazla ihtiyaç duyduğu aşikar. Şuda bir gerçek ki kız çocuğuna kendini korumayı öğrettiğimizde zaten erkeğin gücüne korumasına belli durumlarda ihiyaç duyacaktır. Bu esnada aile içinde erkeğe kız çocuklarının daha hassas daha kırılgan yapıda olduğunu öğretmek kaba
kuvvetle değil sevgiyle beslendiğini göstermek gelecekte biçok sorunu çözmeye yatırım sağlayacaktır.

Ebeveynler bu noktada eşler arasında yaratılıştaki cinsiyet ayrılığının belli koşullarda eşitlenebileceğini göstererek çocuklarına örnek olmalıdır.Çok bilinen bir söylemdir; kadın bir kavanozun kapağını açmak için dahi erkeğe muhtaçtır.

Hayır muhtaç değildir.eşinin yardımına ihtiyaç duymaktadır. Erkeğin gücünü ufacık bir kavanoz kapağını açarken göstermesi ve çocuğun buna şahit olması gücün hangi koşullarda kullanılmasının öğretilmesi açısından basit ama faydalı bir örnektir.

Kadın orda aciz değildir sadece gücü belli bir noktaya kadar yetmektedir.  Erkek de kavanozu açtığı için herkül değildir sadece kaslarını kullanmıştır. Bu çok klasik örnekten de anlaşılacağı üzere ailede eşler olarak örnek olduğumuz çocuklarımız gelecekte kendi ailelerine bizim yansımamız olarak sahip çıkacaktır.

İnancımızda da kadına şiddetin değil değer verilmesinin vurgulandığı ve peygamberimizin bu konuda en iyi örnek olduğunu düşünürsek onun öğüdü olarak bir Hadis-i Şerifi paylaşmak isterim ‘’Kadınların haklarını yerine getirme hususunda Allahtan korkunuz.  Zira siz onları Allahın bir emaneti olarak aldınız’’

Kadına emanet gözüyle bakan bir erkek mutlu yuvanın da temellerini atar.Unutmayın ki Allah erkeğe gücü doğru yerde kullanması için vermiştir kadın ve çocuklarda şiddet olarak kullanması için değil.

Evlenmeden önce neler yapabiliriz derseniz kısaca; Bir Aile danışmanından evlilik öncesi terapisi almanız size oldukça katkı sağlayacaktır.
Kalbinizi dinlediğiniz kadar akıl ve mantığınızı da devreye koyup partneriniz de neleri görmezden geldiğiniz ve bunların ileride aile içerisinde nasıl sorunlara sebep olabileceğiyle ilgili doğru gözlem ve
analizlerde bulanmanız faydalı olacaktır.

Kadına yönelik şiddetin nedenlerine baktığımızda ise bazı biyolojik ve psikolojik sorunların olduğunu da görmekteyiz. Şizofreni, paranoid şizofreni gibi bazı akıl sağlığı sorunları antisosyal kişilik bozukluğu, öfke kontrolü ,obsesif takıntılar gibi bazı ruhsal bozukluklar tedavi edilmediği takdirde aile içerisinde çok büyük sorunlara sebep olmaktadır.

Türk toplumundaki ben delimiyim algısının kırılması biz aile danışmanlarına oldukça büyük sorumluluk yüklemektedir.Aile danışmalığında birey sorunla ilgili kendini yalnız hissetmediğinden suçlanmadığını düşünür. Sorunun sadece kendisiyle değil aile sistemiyle çözüme ulaşacağını bildiği için daha yaklaşımcı tutum sergiler. 

Birbirlerini iyi ve doğru anlayan bireyler aile olarak yanlışları dönüştürmeye başlar ve kendilerini huzur ve güvende hissettikleri mutlu bir geleceğe yatırım yaparlar.


 Gelelim şiddet eğilimi olan erkeklerin gösterdiği bazı özelliklere;

-İletişim problemleri

-Düşük benlik saygısı

-Kişilik bozukluğu

-Aileye dışarıdan yapılan müdahaleler(Aile büyüklerinin dahil olması)

-İstismar ve şiddetin olduğu ailede büyüme

-Baş etme yolu olarak şiddeti görmesi

-Aşırı kıskançlık

-Maddi yoksunluk ve oluşturduğu baskı

-Eşler arasındaki sürekli gerginliğin zamanında çözülmemesi

-Madde bağımlılıkları ve cinsel problemler

-Terk edilme ve kayıplar gibi her aileye göre değişkenlik gösteren bir çok neden daha sayabiliriz

Son olarak belirtmek isterim ki; Aile sistemi içindeki uyuşmazlıkların zamanında ve doğru yöntemlerle birikmeden çözülmesi ve gerektiğinde çözülemeyen sorunlar için bir uzmandan destek
alınmasının toplum genelindeki şiddetin önlenmesine önemli katkılar sağlayacaktır.

Unutmayın geleceğin katili de şairi de ailede yetişir.

SOSYOLOG/AİLE DANIŞMANI

CANAN İSSİYİL